Yemeğin Buğusu, Paranın Sesi

Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış:

– Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.

Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp:

– Doğru mu bunlar? diye sormuş.

– Evet, demiş fakir adam.

– Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.

Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca’ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da:

– Haydi demiş aldın işte alacağını. Aşçı:

– Nasıl olur? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. Hoca cevap vermiş:

– Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da sesini alır elbet!

0
Nasreddin Hoca 1 sene 0 Cevaplar 168 görüntüleme 0

Hakkında Nasreddin Hoca

(D 1208 - Ö 1284) Fıkraları ve Komik Hikayeleriyle Tanınan Türk Filozof ve Bilge. 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde doğdu. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237 yılında Akşehir'e yerleşti. Burada Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi. İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine 'Nasuriddin Hâce' adı verildi. Sonradan bu ad, 'Nasreddin Hoca' biçimini aldı. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karıştı. Yer yer hayatıyla ilgili bilgiler olağanüstü ve gülünç nitelikler kazandı. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlana ile yakınlık kurduğu, kendisinden 70 yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü gibi bilgiler vardır. 1284 yılında Akşehir'de vefat etti.

Cevap bırak

Gözat
Gözat