Yani sadece psikolojik Müslümanlık, sadece sosyolojik Müslümanlık veya sadece tarih içi Müslümanlık yetmez. Her Müslüman önce, kendi iç dünyasında Müslüman olmalı, fakat ondan ayrılmaz bir şekilde toplum içinde ve toplum halinde de Müslüman olmayı idrak etmeli. Ve nihayet bu psikolojik ve toplumsal muhtevaya mutlaka tarih şuurunu da eklemeli.

Sezai Karakoç
0
2 sene 0 Cevaplar 244 görüntüleme 0

Evet, tarihi şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, baş kaldırmalar. Hayatı da şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve karşı savaşlar, baş kaldırmalar.

Sezai Karakoç
0
2 sene 0 Cevaplar 212 görüntüleme 0

Tarih her konuda süreklidir. Bu dünya hayatının yapısı gereği. İnançsızlık sürdüğü gibi inanç da sürüp gidecektir.

Sezai Karakoç
0
2 sene 0 Cevaplar 276 görüntüleme 0

Bence tarihin en önemli işlevi değerli ve üstün şeyleri unutulmaktan kurtarmak, kötü sözlere ve kötü işlere gelecek kuşakların nefret ve lanetinin korkusunu yüklemektir.

Tacitus (Gaius Cornelius Tacitus)
0
2 sene 0 Cevaplar 214 görüntüleme 0

Kürsüde şimdi konuşan saygın kişi
Çok şeyler biliyor besbelli.
Tarihsel konusunu adım-adım sürdürüyor,
Getirip bırakıyor aşk’ın kapılarında.
Gidip-geliyor yaşamlarla düşünler arasında:
Günümüzedek olanlar olmayanlar.
Arada bir güldürüyor, dokunaklı, acı..
Bir bildiği var.
Sunuyor geçmişin ürkütücü, övgünç özetini,
Doğrusuna doğru.
Neler neler olmuş, kimler kimler yaşamış,
Kimse ölmeden önce bilmemiş yerini.
Adlar sıralanıyor olaylarla kaynaşmış.
İnsanlığın serüveni tarih sürecinde.
Anıyor bir şairin dizelerini.
Sonra bir başka olay, bir başka adam.
O zaman her şey daha geniş, daha büyük, daha çokmuş.
Parçalar çıkarıyor kocaman romanlardan,
Deyimler, bulgular, şiirlerden dizeler..
Geçmiş zamanların bilincinde
Düşünceler ve davranışlar.
Sonra gerçek bir sonuç:
Her adamın bir olayı yokmuş,
Her olayın bir adamı varmış..
Son anlaşılan, eksik ama korkunç.
Desdemona:
“Ölüyor ağlayınız, ölüyor Desdemona.”
Ardından Helena..
“Sen bu içkiyle her kadında Helena’yı bulursun.”
Kendinden bir şeyler anlat bana
Belki kendinden kurtulursun.
Ama kaçmak ya da kaçmamak için,
Aşka yanaşmamak için..
Ne kadar anımsasan o kadar da unutursun.
Ama,
“Bellek, dökülmekte olan bir duvar resmine benzer…”
Demiş Stendhal..
Bilim’den, kurgu’dan, savaş’dan aşka yer açmak için,
Aşk’dan kaçmamak için,
Stendhal’in de bir bildiği var.
Aşk’a yer açmak.. Tarih’de, insan’da, beyin’de
Kolay bir çaba olmasa gerek.
Aşk’ı bekletiyor olmalı
Hiç yaşlanmayacak gibi öğrenmek.
Ve nelerden sonra
Bilerek bilmeyerek,
Gerçek bir bilgincesine
Aşkın kapıları önünde ölmek.
Bilerek ya da bilmeyerek
Savaşların, yengilerin, yenilgilerin içinde
Bilimlerin içinde ve dışında beklemek
Onca beklemektir..
Aşk’a bir yer açmak..
Belki onun da sırası gelir..
Ya da:
Gelmezse ben gider alırım, hah-hah-hah!
Öğrenmek, bilmek, unutmamak ve beklemek..
Ve bekleye-bekleye başarılar üretmek..
Sonra dökülür sıvaları, boyaları,
Tarihleri ve adları öğrenilenlerin;
Sanki kucağını açar, gel diye aşk’a bellek..
Ama o gitti-gider, şairlerin dizelerinde
Hiç ölmeyecekmiş gibi,
Ki ölmeyecek..
Yorgun, bitkin, onlara uzaklardan gülerek..
Bir de bakarlar hiç eskimemiş gibi,
Dizeler başkalarının dillerinde..
Bilerek, bilmeyerek.
Özdemir Asaf
0
2 sene 0 Cevaplar 255 görüntüleme 0