Kanuni, şehzadelerini muhteşem bir törenle sünnet ettirir. Kısa bir süre sonra da veziri İbrahim Paşa’nın oğlu sünnet olur.

Törene Kanuni’de davetlidir. Bir ara Kanuni, vezirine der ki:

“Söyle bakalım İbrahim Paşa. Senin tören mi daha muhteşem, benim ki mi?”

“Elbette benim ki Sultanım”

Kanuni şaşırır ve sebebini sorar. Vezir:

“Benim oğlanın düğününe koskoca Cihan Padişahı davetliydi ve geldi. Sizinkinde böyle bir davetli var mıydı?” der.

Pargalı İbrahim Paşa (Makbul İbrahim Paşa)
0
3 sene 0 Cevaplar 291 görüntüleme 0

Hasta adama şifa çaresi bulunmazsa maazallah önümüzdeki 50 sene içinde acı şeyler yaşanacaktır.

Namık Kemal
0
3 sene 0 Cevaplar 296 görüntüleme 0

“Ey oğul!

Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helale harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma. Devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz.

Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan’ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer’i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid’atten sakın. Zulme ve bid’ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar.

Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de birçok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür. Beytü’l-malı koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış. Şer’i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.

Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.

Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar. Askeri erkanı iyi koru. Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler, devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun.

Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye’ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi’yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru. Allah’ın (C.C.) hakkını ve kulların hukukunu gözet ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah’ın yardımına güven. Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru. Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma.

Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan.”

Osman Gazi (Osman Bey, 1. Osman El Gazi)
0
3 sene 0 Cevaplar 297 görüntüleme 0

Süleymaniye Camii’nin inşası sırasında bir ermeni usta, yanlış duvar yapması sonucu, Kanuni tarafından cezalandırılır. Ermeni usta, Sultandan şikayetci olur. Kadı, ikisini de huzuruna çağırır. Kanuni ve usta, kadının karşısında ayakta beklemektedirler. Karar açıklanır:

‘Kısas!’ yani Kanuni’de aynı şekilde cezalandırılacaktır. Ermeni usta, adalete hayret eder ve:

“Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de müslüman oluyorum.”

Davadan sonra Kanuni, Kadı’ya:

“Eğer Ben padişahım diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kılıcımla öldürürdüm.”

Kadı, oturduğu minderin altından bir hançer çıkarır ve şöyle der:

“Sultanım, Siz de eğer ‘Ben padişahım’ diye kararıma itiraz etseydiniz, ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardım.”

Kanuni Döneminde Bir Kadı
0
3 sene 0 Cevaplar 756 görüntüleme 0

Kanuni Sultan Süleyman, 1389 yılında Kosova Savaşı ile fethedilen Arnavutluğa bağlı, Belgrad Bölgesi’nde yaşayan halkın haklarının korunması için, 1558 yılında Belgrad Kadısı’na gönderdiği Fermanda şöyle buyurmaktadır:

“Devlet askerleri (Sipahiler), biçilmeyip el ile yolunan ottan zorla vergi alırlar imiş, kaldırdım. Askerler, ev yakınında bulunan bağ, bahçe ve bostanlardan yemeklik için üretim yapanlardan para almak isterler imiş, almasınlar, yasakladım. Boş yerlere tarla açanlardan, ihya edenlerden vergi alınmasın. Nehir üzerilerindeki dolap ve karaca değirmenler, yeni yapılmış olsalar dahi fazla vergi alınmasın. Askerler, tarla ürünlerini satmak için, halka pazar yerine götürmelerini isterler imiş, pazara götürülmesin, teklif dahi edilmesin. Askerler ‘boyunduruk hakkı’ diye vergi almasınlar. Askerler savaşa gitseler, geride kalan mallarını köy halkından güvenilir adamlar korusunlar. Yeni evlenen yeniçerilerden ‘gerdek hakkı’ diye vergi alınır imiş, bundan böyle alınmasın. Savaş esnasında bile askerler eve girip arı kovanlarına dokunmasınlar ve yerleştiği yerde, evleri önünde, sancakları altında kendi geçimleri için ürettikleri arı kovanından dahi vergi alırlar imiş. Onu dahi göresin. Başka kovanlık olmayıp, evleri yanında ve sancakları altında olan kovandan dahi vergi aldırmayasın. Kovan hakkı bahanesi ile askerler savaş esnasında bile bu bahaneyle evlere girmekten men eylensin. Bu husus için şikayet ettirmeyesin.”

Kanuni Sultan Süleyman Han
0
3 sene 0 Cevaplar 245 görüntüleme 0

Alman İmparatoru Şarlken’le, 24 Şubat 1525’de yaptığı Pavye Savaşı’nda yenilerek esir düşen Fransa Kralı Fransçois ve annesi Düşes Dangolen, büyükelçi Kont Jan de Franjipan ile Kanuni’ye birer mektup gönderirler. Kraliçenin mektubu şöyledir:

“Şimdiye kadar oğlumun kurtuluşunu Şarlken’in insafına bırakmıştım. Fakat Şarlken oğluma hakaretler etmektedir. Dünyaya geçen hükmünüz, cihanın bildiği azamet ve şanınızla oğlumun kurtulmasını temin etmenizi zat-ı şahanenizden niyaz ediyorum.”

Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman Kraliçe ve esir François’e birer mektup gönderir. Mektupta kısaca şunlar yazılmaktadır:

“Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Françesko’sun. Sarayıma elçin ile mektup gönderip ve bazı ağız haberi dahi ısmarlayıp, memleketinize düşman girip, hala hapiste olduğunuzu bildirerek, kurtulmanız hususunda tarafımdan yardım ve meded istida eylemişsiniz. Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Gece gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah’ın istediği gibi olur.)”

(Mohaç Savaşı sonucunda dersini alan ve Viyana kuşatması ile de iyice gözü korkutulan Alman İmparatoru Şarlken, François’i serbest bırakmak zorunda kalmıştır. Kanuni’nin mektubunda dikkati çeken nokta, Fransa Kralı’na ‘Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Françeskosun’ şeklindeki hitabıdır. Bu, Kanuni’nin Fransa’yı küçük bir vilayet, Fransa Kralı’nı da bir vali olarak görmesinin bir ifadesidir.)

Kanuni Sultan Süleyman Han
0
3 sene 0 Cevaplar 225 görüntüleme 0

Sadrazam Keçecizade Fuad Paşa, Paris’te iken, elçiler arasında hangi devletin kuvvetli olduğu tartışılıyordu.

Sıra Paşa’ya gelince, elçilere şöyle dedi:

– En kuvvetli devlet, Osmanlı Devleti’dir.

Herkes bu sözler üzerine şaşkınlık içerisinde iken, Paşa sözünü tamamladı:

– Evet, o kadar sağlam ve kuvvetli ki; siz dışarıdan, biz içeriden çalıştığımız halde, bir türlü yıkamıyoruz!

Keçecizade Mehmed Fuat Paşa
0
3 sene 0 Cevaplar 694 görüntüleme 0

Keçecizâde’nin Rusya’da bulunduğu sıralarda Rus Çarı, Keçecizâde Fuad Paşa’ya takılır:

– Paşa şu Girit’i satsanız!

– Hay hay, satalım ekselans.

– Kaça satarsınız?

Girit’in yirmi seneyi aşkın bir zamanda ve binlerce şehitle alındığını bilen Çar’ı sarartan şu cevabı verir:

– Aldığımız fiyata.

Keçecizade Mehmed Fuat Paşa
0
3 sene 0 Cevaplar 274 görüntüleme 0