Müslümanlık Nerde

Müslümanlık Nerde 
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... 
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile! 
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; 
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir; 
İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana... 
Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana! 
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar, 
Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar. 
Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız: 
Böyle kansız miydi -hasa- kahraman ecdadınız? 
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına? 
Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına, 
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar? 
Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar? 
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi? 
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan lesi? 
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan... 
Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan! ... 
'His' denen devletliden olsaydı halkın behresi: 
Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi! 
Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi. 
Saldırırmış ansıszın yaydan bosanmış ok gibi. 
Lakin, ask olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek, 
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek! 
Kar sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı... 
Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı! ... 
Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok: 
Halimiz merkeple kurdun ayni, asla farkı yok. 
Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız; 
Bir bakin: hala mi hala ihtiras ardındayız! 
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın: 
Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın! 
Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz... 
Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz: 
Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme! 
Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme, 
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam; 
Yerde kalmış, na'sa benzer kavm için durmak haram! ... 
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur? 
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
HüzünMüslümanlıkEcdatDüşmanİşgal
Benzer Yazılar Yorumlar

Leyla

'Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak? ' derim, 'yer pek'; 
Döner, imdadı gökten beklerim, heyhat, 'gök yüksek'. 
Bunaldım kendi kendimden, zaman ıssız, mekan ıssız; 
Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız! 
Cihet yok: Sermedi bir seddi var karşında yeldanın; 
Düşer, hüsrana, kalkar, ye'se çarpar serseri alnın! 
Ocaksız, vahalar, çöller; sağır, vadiler, enginler; 
Aran: Beynin döner boşlukta; haykır: Ses veren cinler! 
Şu viran kubbe, yıllardır, sadadan dur, ışıktan dur; 
İlahi, yok mu afakında bir ferdaya benzer nur? 
Ne bitmez bir geceymiş! Nerden etmiş Şark'ı istila? 
Değil canlar, cihanlar göçtü hilkatten, bunun, hala, 
Ezer kabusu, üç yüz elli, dört yüz milyon imanı; 
Boğar girdabı her devrinde milyarlarca samanı! 
Asırlardır ki, İslam'ın bu her gün çiğnenen yurdu, 
Asırlar geçti, hala bekliyor ferda-yı mev'udu! 
O ferda, istemem, hiç doğmasın 'ferda-yı mahşer'se... 
Hayır, kudretli bir varlıkla mü'minler mübeşşerse; 
Bu kat kat perdeler, bilmem, neden sıyrılmasın artık? 
Niçin serpilmesin, hala, ufuklardan bir aydınlık? 
O 'aydınlık' ki, sönmek bilmeyen ümmid-i işrakı, 
'Vücudundan peşiman, ölmek ister' sandığın Şark'ı, 
Füsünkar iltima'atıyle döndürmüş de şeydaya; 
Sürükler, bunca yıllardır, o sevdadan bu sevdaya. 

Hayır! Şark'ın, o hodgam olmayan Mecnun-i na-kamın, 
Bütün dünyada bir Leyla'sı var: Atisi İslam'ın. 
Nasıldır masiva, bilmez; onun fanisidir ancak; 
Bugün, yadıyle müstağrak yarın, yadında müstağrak! 
Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan, uzaklaşma! 
Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma! 
Düşün: Biçarenin en kahraman, en gürbüz evladı, 
Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı? 
Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi? 
Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi? 
Kimin boynundadır serden geçip berdar olan canlar? 
Kimin uğrundadır, Leyla, o makteller, o zindanlar? 
Helal olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leyla, 
Görün bir kerrecik, ye's etmeden Mecnun'u istila. 

Niçin hilkat zemininden henüz yüksekte pervazın? 
Şu topraklarda, şayed, yoksa hiç imkan-ı i'zazın, 
Şafaklar ferş-i rahın, fecr-i sadıklar çerağındır; 
Hilalim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otağındır; 
Ezanlar nevbetindir: İnletir eb'adı haşyetten; 
Cihazındır alemler, kubbeler, inmiş meşiyyetten; 
Cema'atler kölendiı: Ka'be'ler haclen... Gel ey Leyla; 
Gel ey candan yakın canan ki gaiblerdesin, hala! 
Bu nazın elverir, Leyla, in artık in ki baladan, 
Müebbed bir bahar insin şu yanmış yurda, Mevla'dan.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori:
İslamHüzünİstilaŞark
Benzer Yazılar Yorumlar

Kosova

Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova 
Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova 
Hani binlerce mefahirdi senin her adımın 
Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım'ın 
Hani asker, hani kalbinde yatan şah-ı şehid 
Söyle Meşhed öpeyim secde edip toprağını 
Yokmudur Murad'ın sende iki üç damla kanı

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
MemleketHasret
Benzer Yazılar Yorumlar

Kısssadan Hisse

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! 
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? 
' Tarih ' i ' tekerrür ' diye tarif ediyorlar; 
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? 

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
TarihTekerrürİbretDers
Benzer Yazılar Yorumlar

İki Üç Balta Ayırmaz Bizi Mazimizden

İki üç balta ayırmaz bizi mazimizden. 
Ağacın kökü madem ki derindir cidden, 
Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar? 
O, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar, 
Yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza; 
Yine bir vaha serer kavrulan imanımıza.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
MaziUmutGelecekKök
Benzer Yazılar Yorumlar

Hüsran

Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağl, 
İslam'i uyandırmak için haykıracaktım. 
Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak, 
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım! 
Haykır! Kime, lakin? Hani sahipleri yurdun? 
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım; 
Feryadımı artık boğarak, na'şını, tuttum, 
Bin parça ettim şiirime gömdüm de biraktım. 
Seller gibi vadiyi eninim saracakken, 
Hiç çağlamadan, gizli inen yas gibi aktım. 
Yoktur elemimden su sağir kubbede bir iz; 
İnler 'Safahat'ımdaki hüsran bile sessiz!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
HüsranMatemİslam
Benzer Yazılar Yorumlar

Haya Sıyrılmış İnmiş

Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde 
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde 
Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul 
Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul 
Ne tüyler ürperir ya rab, ne korkunç inkılab olmuş 
Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
HayaYüzsüzlükEdepsizlik
Benzer Yazılar Yorumlar

Beraber ağlamazsın, sonra, kör dersin, sağır dersin. 
Bu hissizlikten insanlık hem iğrensin, hem ürpersin! 
Ne ibret, yok mu, bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren? 
Bırak tahsili, evladım, sen ilkin bir haya öğren!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
HayaEdepUtanmaAhlak
Benzer Yazılar Yorumlar

Hasta

- Bence Doktor, onu siz soyarak dinleyiniz; 
Hastalık çünkü değil öyle ehemmiyetsiz. 
Sade bir nezle-i sadriyyemi illet? Nerede? 
Çocuğun hali fenalaştı son günlerde, 
Ameliyata çıkarken sınıf on gün evvel, 
Bu da gelmez mi? Dedim 'Kim dedi, oğlum sana gel? 
Nöbet üstünde adam kaçmalı yorgunluktan; 
Hadi yavrum, hadi söz dinle de bir parça uzan.' 
O zamandan beridir za'fi terakki ediyor; 
Görünen: bir daha kalkınması artık pek zor; 
Uyku yokmuş; gece hep öksürüyormuş; ateşin 
Oluyormuş biraz dindiği 

- Ben zaten işin, 
Bir ay evvel biliyordum ne vahim olduğunu 
Bana ihtara ne hacet, a beyim. Simdi bunu? 
Maamafih yeniden bakalım dikkatle: 
Hükmü kat' i verelim, etmeye gelmez acele. 

- Çağırın hastayı gelsin. 

- Kapının perdesini, 

Açarak girdi o esnada düzeltip fesini, 
Bir uzun boylu çocuk.. Lakin o bir levha idi..! 
Öyle bir levha-i rikkat ki unutmam ebedi, 
Rengi uçmuş yüzünün, gözleri çökmüş içeri. 
Elmacıklar iki baştan çıkıvermiş ileri. 
O şakaklar göçerek cepheyi yandan sıkmış; 
Fırlamış alnı, damarlarla beraber çıkmış, 
Bet-beniz kül gibi olmuş uçarak nur-i şebâb; 
O yanaklar iki solgun güle dönmüş, bitâb! 
O dudaklar morarıp kavlamış artık derisi; 
Uzamış saç gibi kirpiklerinin her birisi! 
Kafa yük gibi kesilip boynuna, çökmüş bağrı; 
İki değnek gibi yükselmiş omuzlar yukarı. 

- Otur oğlum seni dikkatlice bir dinleyelim … 

Soyun evvelce, fakat … 

- Siz soyunuz yok halim! 

Soydu bîçâreyi üç-beş kişi birden, o zaman 
Aldı bir heykeli uryân-i sefalet meydan 
Yok bu kemik külçesinin dinlenecek bir ciheti: 
' Bakmasak hastayı nevmid ederiz belki ' diye; 
Çocuğun göğsüne yaklaştım biraz dinlemeye: 
Öksür Oğlum … Nefes al…Oldu, giyin; 
Bakayım nabzına... A’ la... Sana yavrum, kodein 
Yazayım, öksürüyorsun, O, keser, pek iyidir… 
Arsenik hapları al, söylerim eczacı verir. 
Hadi git, kendine iyi bak… 

- Nasıl ettin doktor? 

- Edecek yok, çocuk artık yola girmiş, gidiyor! 

Sol taraftan rienin zirvesi tekmil çürümüş; 
Hastalık seyr-i tabiisini almış yürümüş. 
Devri salisteki asarı o mel'un marazin Var tamamıyle, değil hiçbir eksik arazin. 
Bütün a'raz, sehikiyle, zefiriyle… 

- Yeter! 
Hastanın çehresi meydan da! İnsanda meğer 
Olmasın his denilen şey.. O değil, lakin biz 
Bunu ' Tebdil-i hava ' derde nasıl göndeririz? 
Surda üç-beş günü var.. Gönderelim Yolda ölür…. 
' Git! ' demek, hem, düşünürsek ne büyük bir zuldür! 
Hadi göndermeyelim.. Var mı fakat imkanı? 
Kime dert anlatırız? Bulsan a derdi anlayanı! 

- Sözünüz doğru, Müdür bey; ne yapıp yapmalı; tek 
Bu çocuk gitmelidir. Çünkü eminim, pek pek, 
Daha bir hafta yasar, sonra sirayet de olur; 
Böyle bir hastayı gönderse de mektep ma'zur. 

- Bir mübaşşir çağırın. 

- Buyrun efendim. 

- Bana bak: 

Hastanın gitmesi herhalde muvafık olacak. 
' Sana tebdil-i hava tavsiye etmiş doktor. 
Gezmiş olsan açılırsın..' diye bir fikrini sor. 
' İstemem! ' de o fakat dinleme, iknaa çalış; 
Kim bilir, belki de biçare çocuk anlamamış? 

- Şimdi tebdil-i hava var mı benim istediğim? 
Bırakın halime artık beni, rahat öleyim! 
Üç buçuk yıl bana katlandı bu mektep, üç gün 
Daha katlansa kıyamet mi kopar? Hem ne içün 
Beni yıllarca barındırmış olan bir yerden. 
' Öleceksin! ' diye koğmak? Bu koğulmaktır. Ben, 
Kimsesiz bir çocuğum nerde gider yer bulurum? 
Etmeyin sokaklarda perişan olurum! 
Anam ölmüş babamın bilmiyorum hiç yüzünü; 

Sanki atideki mevhum refahım giderek, 
Onu çalkandığı hüsranlar, içinden çekecek! 
Kardeşim kurduğun amali devirmekte ölüm; 
Beni göm hurfe-i nisyana, ben artık öldüm! 
Hangi bir derdim için ağlıyayım, bilmiyorum. 
Döktüğüm yaşları çok görmeyiniz; mağdurum! 
O kadar sa'y-i beliğin bu sefalet mi sonu? 
Biri evvelce eğer söylemiş olsaydı bunu, 
Çalışıp ömrümü çılgınca heba etmezdim, 
Ben bu müstakbele mazimi feda etmezdim! 
Merhamet bilmeyen insanlara bak, Yarabbi, 
Koğuyorlar beni bir sail-i avere gibi! 

- Seni bir kerre koğan yok, bu sözün pek haksız. 
' İstemem yollamayın ' dersen eğer, kal, yalnız.. 
Hastasın.. 

- Hem Verem'im! Söyle, ne var saklayacak! 

- Yok canim, öyle değil… 

- Öyle ya herkes ahmak, 

Bırakırlar mi, eğer gitmemiş olsam acaba? 
Doğrudur gitmeliyim.. Koşturunuz bir araba. 
Son sınıftan iki vicdanlı refikin koluna 
Dayanıp çıktı o biçare, sefalet yoluna. 
Atarak arkaya bir lemba-i lebriz-i elem, Onu teb'id edecek paytona yaklaştı ' Verem'! 
Tuttu bindirdi çocuklar sararak her yerini, 
Öptüler girye-i matem dökerek gözlerini; 

- Çekiver doğruca istasyona …. 

- Yok, yok, beni ta, 

Götür İstanbul’a bir yerde bırak ki; guraba, 
- Kimsenin onlara aldırmadığı bir sırada - 
Uzanıp ölmeye bir şilte bulurlar orada!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
HastalıkHasta
Benzer Yazılar Yorumlar

Ey Yolcu, Uyan!

‎ ''Allah'a dayandım! '' diye sen çıkma yataktan... 
Ma'na-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan! 
Ecdadını, zannetme, asırlarca uyurdu; 
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? 
Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şahid: 
Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid. 
Alemde ''tevekkük'' demek olsaydı ''atalet'' 
Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet? 
Çoktan kürenin meş'al-i tevhidi sönerdi; 
Kur'an duramaz, Nezd-i İlahi'ye dönerdi. 

''Dünya koşuyor'' söz mü? Beraber koşacaktın; 
Heyhat, bütün azmi sen arkanda bıraktın! 
Madem ki uyandın o medid uykulardan, 
Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan. 
Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz; 
Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz. 
Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da; 
Maziyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda. 
Ahlafa döner, korkarım, eslafa hücumu: 
Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? 

Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha: 
Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
UyumakAtaletTevekkülMilletEcdat
Benzer Yazılar Yorumlar

Gitme Ey Yolcu

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım:

Ne yapıp ye'simi kahreyliyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!...

Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan?

Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor , ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!

Bu ne hicran-ı müebbed, bu ne hüsran-ı mübin...
Ezilir ruh-i sema, parçalanır kalb-i zemin!

Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar:
Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar!

Bereden reng-i hüviyyetleri uçmuş yüzler!
Kim bilir hangi şenaatle oyulmuş gözler!

" Medeniyyet " denilen vahşete lanetler eder,
Nice yekpare kesilmiş de sırıtmış dişler!

Süngülenmiş, kanı donmuş nice binlerle beden!
Nice başlar, nice kollar ki cüda cisminden!

Beşiğinden alınıp parçalanan mahlukat;
Sonra, namusuna kurban edilen bunca hayat!

Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!
Göğsü baltayla kırılmış memesiz valideler!

Teki binlerce kesik gövdeye ait kümeler:
Saç, kulak, el, çene, parmak... Bütün enkaaz-ı beşer!

Bakalım, yavrusu uğrar mı, deyip, karnından,
Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can!

İşte bunlar o felaketzedeler ki, düşün,
Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!

Müslümanlıkları biçarelerin öyle büyük
Bir cinayet ki: Cezalar ona nisbetle küçük!

Ey, bu toprakta birer na'şı perişan bırakıp,
Yükselen, mevkib-i ervah! Sakın, arza bakıp;

Sanmayın: Şevk-i şehadetle coşan bir kan var...
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir arımıza!

Tükürün cephe-i lakaydına Şark'ın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

Tükürün Ehl-i Salib'in o hayasız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!

Medeniyyet denilen maskara mahluku görün:
Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

Hele i'lanı zamanında şu mel'un harbin,
" Bize efkar-ı umumiyesi lazım Garb'in;

O da 'ı bırakmakla olur " herzesini,
Halka iman gibi telkin ile, dinin sesini

Susturan aptalın idrakine bol bol tükürün!
Yine hicran ile çılgınlığım üstümde bugün...

Bana vahdet gibi bir yar-ı müsaid lazım!
Artık ey yolcu bırak... Ben, yalınız ağlıyayım!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
YolcuDert OrtağıMatemVatanİşgalŞehitMedeniyetZalimGarp
Benzer Yazılar Yorumlar

Ey Yolcu, Uyan!

''Allah'a dayandım! '' diye sen çıkma yataktan... 
Ma'na-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan! 
Ecdadını, zannetme, asırlarca uyurdu; 
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? 
Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şahid: 
Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid. 
Alemde ''tevekkük'' demek olsaydı ''atalet'' 
Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet? 
Çoktan kürenin meş'al-i tevhidi sönerdi; 
Kur'an duramaz, Nezd-i İlahi'ye dönerdi. 

''Dünya koşuyor'' söz mü? Beraber koşacaktın; 
Heyhat, bütün azmi sen arkanda bıraktın! 
Madem ki uyandın o medid uykulardan, 
Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan. 
Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz; 
Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz. 
Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da; 
Maziyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda. 
Ahlafa döner, korkarım, eslafa hücumu: 
Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? 

Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha: 
Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
MaziMilletAtaletMücahit
Benzer Yazılar Yorumlar

Eser

Bir insan öldü mü ondan kalacak eseri, 
Bir eşek göçtü mü ondan da nihayet semeri.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
EserMiras
Benzer Yazılar Yorumlar

Edirne

Edirne kal'asıdır gördüğün hisar-ı mehib 
Şu zirvesinde biten simsiyah ağaç da salib 
Murad-ı evveli koynunda gezdiren tepeler 
Nasıl rüku ediyor Ferdinand'a bak bu sefer 
Bizim midir sanıyorsun şu yükselen bayrak? 
Çeken Savof, Lala Şahin değil kuzum, iyi bak 
Edirne! İşte o islamın ahenin suru 
Edirne! İşte o şarkın cebin-i mağruru 
İkinci aşr-ı tealisi Al-i Osman'ın 
Birinci mevki-i feyyazı belki dünyanın 
Edirne! İşte o şarkın demir kilidi 
Sefil ayakları altında Bulgar'ın şimdi 
Muzaffer ordusu hakkıyla(!) intikam alıyor 
Kadın, kız, çoluk, çocuk, erkek ne bulsa parçalıyor 
Bu katliama da razıyım ihtiram olsa 
Harim-i dini de geçtik harim-i namusa 
Şu dört minareli cami ki yoktu hiçbir eşi 
Ki parlıyordu hilalinde sanatın güneşi 
Salibi sineye çekmiş de bekliyor.Nevmid

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
İşgalDüşmanEdirneİstila
Benzer Yazılar Yorumlar

Duygusuz Olmak

Duygusuz olmak kadar dünyada lakin derd yok; 
Öyle salgınmış ki me'lun: Kurtulan bir ferd yok! 
Kendi sağlam... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin! 
İşte en korkuncu hüsranın, helakin, haybetin!
 

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
DuygusuzlukHüsran
Benzer Yazılar Yorumlar

Durmayalım

Sa'di diyor ki: 'Bir gece biz kervan ile 
Ağır ağır gitmekte iken yolumuz düştü bir çöle. 
Hızla geçmek için o korkutucu ıssız çölü, 
Bütün yolcular istirahati feda ederek, 
Gitmektelerdi.Bir aralık bende yürümeye güç 
Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık uykuya yenik. 
Avare bir yolcuyu bekler mi kafile? 
Çaresiz yola devam edecek varıncaya dek konak yerine. 
Bir de uyandım ki başucuma dikilmiş bir deveci şunları 
söylemekte: 
'Kalk ey zavallı yolcu, uzaklaştı kervan! 
Uykum benim de yok değil ama bu çöl, 
İstirahat yeri olur mu ki bin türlü korku var? 
Varmak istediği yere varıp durmayıp giden; 
Yoktur kurtuluş ümidi bu çöller geçilmeden. 
Yazık ki yolda böyle düşen uyku derdine, 
Hep yolcular gider de kalır kendi kendine! ' 

Gerçi olayın kendisi önemsizdir, bunda haklısın, ancak düşün: 
İnsaflı ol, bundan başka hikmet dolu bir prensip var mı bugün? 
Varmak istersen -diyor Sa'di eğer maksada, 
Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsada; 
Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın! 
Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın? 
Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın? 
Hangi korkunç şey varki insandan korkmasın?

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
YolculukAzimDurmakKervanYorulmak
Benzer Yazılar Yorumlar

Çocuklara Şiir

Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap! 
Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz. 
Meşe halide yaşanmaz, o zamanlar geçti; 
Gelen incelmiş adam devri, hemen yontulunuz. 
Ama dikkatli olun: Bir kafanız yontulacak; 
Sakın aldanmayın: İncelmeye gelmez kolunuz!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
ÖğütÇocuklar
Benzer Yazılar Yorumlar

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' 
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm. 

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. 
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
KahramanlıkDestanŞehitlikPeygamberEcdatÇanakkale Savaşı
Benzer Yazılar Yorumlar

Cenk Marşı

Ey sürüden arkaya kalmış yiğit 
Arkadaşın gitti haydi sen de git 
Bak ne diyor ceddi şehidin işit 
Haydi git evladım uğurlar ola 
Haydi git evladım açıktır yolun 
Zalimlere karşı bükülmez kolun 
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun 
Uğurun açık olsun uğurlar ola. 

Eşele bir yerleri örten karı 
Ot değil onlar dedenin saçları 
Dinle şehit sesleridir rüzgarı 
Haydi git evladım uğurlar ola 
Haydi git evladım açıktır yolun 
Zalimlere karşı bükülmez kolun 
Bayrağı çek on safa geçmiş bulun 
Uğurun açık olsun uğurlar ola 
Haydi levent asker uğurlar ola 

Yerleri yırtan sel olup taşmalı 
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı 
Sende ki coşkunluğa er şaşmalı 
Kahraman askerim uğurlar ola 
Haydi git evladım açıktır yolun 
Zalimlere karşı bükülmez kolun 
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun 
Haydi levent asker uğurlar ola 
Haydi git evladım uğurlar ola.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
SavaşYiğitlikŞehitlikKahramanlıkCenkCihad
Benzer Yazılar Yorumlar

Canan Yurdu

Eyvah! sevgilinin yurdu ıssız kalmış 
Ayak bastığı heryer kırgın bir mezar olmuş 
İçindeki ahenk uçmuş da 
Ses seda kalmamış yuvada 
Yer yer gömülü durur emeller 
Sanki kıyamet gününü beklerler... 
Ya rab! niye böyle bir yığın toprak 
Olmuş yatıyor o temiz saha? 
Ya rab! niçin o parıltı ortada yok? 
Ya rab! niçin uzayıp gitmekte bu gölge? 
Ya rab! sevgilinin yuvası üzerine 
Gerilmiş bu kat kat aydınlık perdesinin anlamı ne?

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
HüzünHasretMatemYurt
Benzer Yazılar Yorumlar

Bülbül

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım; 
Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. 
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı, 
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı. 
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl... 
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl 
Muhîtin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir, sandım; 
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım! 

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, 
Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd, 
0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu 
Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu. 
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi; 
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi! 

-Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin; 
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin? 
0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun; 
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun, 
Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, 
Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen. 
Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın, 
Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın. 
Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda; 
Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda, 
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır? 
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır? 
Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım: 
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım! 
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda; 
Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda! 
Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı, 
Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! 
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu, 
SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu. 
Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın; 
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın! 
Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun; 
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun! 
Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın; 
Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın! 
Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş, 
Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş! 
Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın; 
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın! 
Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem... 
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
İslamMatemHüzünİşgal
Benzer Yazılar Yorumlar

Birlik Bağı

Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile 
Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile 
Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir 
Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir 

Varsa şayet söyleyin bir parçık insafınız 
Böyle kansızmıydı haşa kahraman eslafınız 
Böyle düşmüşmüydü herkes ayrılık sevdasına 
Benzeyip şirasesiz bir mushafın eczasına 
Hiç görülmüşmüydü olsun kayd ı vahdet tarumar 
Böyle olmuşmuydu millet can evinden rahnedar 
Böyle açlıktan bogazlarmıydı kardeş kardeşi 
Böyle adetmiydi bi perva yemek insan leşi 

Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan 
Hey sıkılmaz ağlamassan bari gülmekten utan 

Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi 
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi 
Lakin aşk olsunki aldırmazda otllarmış eşşek 
Sanki tavşanmış gelen yahud kılıksız köstebek 
Kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı 
Hasmı derken çullanırmış yutmadsan son lokmayı 

Bir hakikattır bu bildiğin usluba sok 
Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok 
Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız 
Bir bakın halamı hala ihriras ardındayız 
Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın 
Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın 
Davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz 
Öyle bir buhrana sapmıştırki zira haliniz 
Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme 
Davranın zira gülünç olduk aleme 
Bekleşirken gökte yüzbinlerce ervah intikam 
Yerde kalmış naşa benzer kavm için durmak haram 
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yokmudur 
Yoksa istikbalinizden korkulur pek korkulur

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
MüslümanlıkBuhran
Benzer Yazılar Yorumlar

Birlik

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. 
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz; 

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun, 
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun. 

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa, 
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa, 

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar 
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar, 

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir; 
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; 

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz, 
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
İnançAzimBirlik
Benzer Yazılar Yorumlar

Bir Gece

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi, 
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi! 
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler; 
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! 
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î: 
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi; 
Bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar, 
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. 
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; 
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! 
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin 
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi. 

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, 
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! 
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum, 
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi! 
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; 
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi! 
Âlemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübîni, 
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi. 
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep; 
Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi. 
Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet... 
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
PeygamberHz. Muhammed (S. A. V.)
Benzer Yazılar Yorumlar

Bayram

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; 
Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır! 

Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet, 
Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır 

Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda; 
Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır. 

Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd 
Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır. 

Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin, 
Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır. 

Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin 
Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır. 

Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu? 
Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır! 

Her sînede bir kalb-i meserret darabanda, 
Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır. 

Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır, 
Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır. 

Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni, 
Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır! 

Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki: 
Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır, 

Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi: 
Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi. 

Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi; 
İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti. 

Dedim ki: 'Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda 
Durup o âlemi seyreylesem de meydanda, 

Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur. 
Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. ' 

Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben 
Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden. 

Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ 
Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ, 

Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan 
Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan, 

Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar, 
Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var! 

Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar, 
İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar, 

Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün, 
Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için 

Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var? 
'Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar! ' 

Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin. 
Diyor: 'Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.' 

Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân, 
'Alın gözüm buna derler...' sadâsı her yandan. 

Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele: 
Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele. 

Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi 
İnince binmede artık onun da hemşerisi: 

'Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram 
Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam.' 

- Muhallebim ne de kaymak! 
- Şifalıdır macun! 
- Simit mi istedin ağa? 
- Yokmuş onluğun, dursun. 

O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller, 
Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller! 

Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar, 
Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar; 

Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan 
Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan 

Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer... 
Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler. 

Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran. 
Davullu zurnalı 'dans' eyliyen, coşup bağıran, 

Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe, 
Çocukların tarafındaydı en çok eğlence, 

Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle; 
Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle 

Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât... 
Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât! 

Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken, 
Dururdu 'Yandı! ' sadâsıyle türküler birden, 

- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de, 
- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de. 

'Deniz dalgasız olmaz 
Gönül sevdasız olmaz 
Yâri güzel olanın 
Başı belâsız olmaz! 

Haydindi mini mini maşallah 
Kavuşuruz inşallah...' 

Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı, 
Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı, 

Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor. 
Gelen geçen 'Bu niçin ağlıyor? ' deyip soruyor. 

- Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı 
Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor... 

- Salıncakçı! 
Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say... 
Yetim sevindirenin ömrü çok olur... 
- Hay hay! 

Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine 
Katıldı ağlamayan kızların şetâretine.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
Bayram
Benzer Yazılar Yorumlar

Azmine Sarıl

Ye's öyle bir bataktır ki, 
Düşersen boğulursun 
Azmine sarıl sımsıkı 
Bak ne olursun

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
AzimÜmitsizlik
Benzer Yazılar Yorumlar

Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?

Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam, 
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam, 

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize? 
Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize? 

Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı, 
Aynı milliyetin altında tutan İslam'ı, 

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir. 
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir... 

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez.. 
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez! 

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan; 
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan. 

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah, 
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah. 

Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır.' 
Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır! 

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye... 
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye. 

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; 
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez. 

Bırakın eski hükümetleri meydandakiler 
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer. 

işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti! 
işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi. 

30 Muharrem 1331 
27 Kanunuevvel 1328 
1913

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
İslamÜmmetKavmiyetçilik
Benzer Yazılar Yorumlar

Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak

Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak... 
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. 
Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle. 
İmanı olan kimse gebermez bu ölümle: 
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' 
Davransana... Eller de senin, baş da senindir! 
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? 
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. 
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? 
Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz? 
Atiyi karanlık görüvermekle apıştın? 
Esbabı elinden atarak ye'se yapıştın! 
Karşında ziya yoksa, sağından, ya solundan 
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan. 
Alemde ziya kalmasa, halk etmelisin, halk! 
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk! 
Herkes gibi dünyada henüz hakk-i hayatın 
Varken, hani herkes gibi azminde sebatın? 
Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. 
Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! 
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; 
Me'yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar 
Lanetleme bir ukde-i hatır ki: çözülmez... 
En korkulu cani gibi ye'sin yüzü gülmez! 
Madam ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin; 
Madam ki ondan daha mel'un daha çirkin 
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- iman, 
Nevmid olarak rahmet-i mev'ud-u Huda'dan, 
Hüsrana rıza verme... Çalış... Azmi bırakma; 
Kendin yanacaksan bile, evladını yakma! 

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... 
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! ' 
Lakin, hani, milyonları örten şu yığından, 
Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan! 
Sahipsiz olan memleketin batması haktır; 
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır. 
Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... 
Uğraş ki: telafi edecek bunca zarar var. 
Feryad ile kurtulması me'mul ise haykır! 
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 
'İş bitti... Sebatın sonu yoktur! ' deme, yılma. 
Ey millet-i merhume, sakın ye'se kapılma. 

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
ÜmitsizlikİmanAzim
Benzer Yazılar Yorumlar

Ahlakımız Yükselmeli

Sade bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli: 
Bir halas imkanı var: Ahlakımız yükselmeli, 
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsranımız... 
Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
DinYüksek Ahlak
Benzer Yazılar Yorumlar

Ahiret Yolu

Sokakta sâde bir ‘âmîn! ‘ sadâsıdır gidiyor:
mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.
basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;
denildi: ‘fâtiha! ‘; âmîni kestiler bu sefer,
göğüsler inledi, derken, açık duran eller,
hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
deminki zemzemeler bir zaman için dindi.
duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
diyordu:
- söyleyin allâh için şu merhûmu,
nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
- iyi biliriz!
-yarın huzûr-i ilâhîde toplanıp hepiniz,
bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
- evet!
- imâm efendi, helâllık da iste, merhamet et…
- helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
- helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!

cemâatin yüreğinden kopup ‘helâl olsun! ‘
nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,
misâli uğradı evden; fezâda yükseldi
içerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;
baş örtüsüyle kadınlargözüktü pencereden:
-bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen!
-yıkıldı dostlar evim, barkım… ah gitti kocam! ..
-dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!
-tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
kızıp da ‘ey! ‘ demiş insan değildi, hemşîre!
-zavallı remziye! boynun büküldü evlâdım…
-babam ne oldu?
-baban… öldü.
-etme ayşe hanım,
bu söylenir mi ya? hicrân olur zavallı kıza…
ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza…
açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın…

göründü cumbada baktım ki tombalak, sanşın,
sevimli bir küçücek kız… beiinde ancak var.
donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,
zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.
sefine pâre ki sırtında mevc-i bî-hissin,
yüzer… önünde ademden nişâne bir engin,
çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?
cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
o tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.
nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?
bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.

değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.
o tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût
içinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.
bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:
evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,
bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!
ağır ağırgidiyorken cenâze kâfilesi,
nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.
çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
açıldı dîde-i im’âna perde perde hayât.
*******
senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
elinden yok halâs imkânı, mâdâme’l-hayât uğraş…
o, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. muktedirsen aş! ‘

musallâ: müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
musallâ: ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
musallâ: minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
musallâ-: ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.

bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ’atler.
civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!

babam, kardeşlerim, evlâdım, annem… belki bunlardan
muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el’ân
bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im’ân…
benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!
serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
müşeyyed bürc ü bârülar düşer bir bir, bu taş hâlâ,
zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.

namaz kılındı; duâ bitti. kârban, yoluna
düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.
yarım sâat henüz olmuştu. yolcular durdu;
demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.
cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
sokuldu servilerin ortasında bir çukura,
atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
kabardı toprağın altında bir an, bir ur!
evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
dönün de arkadakinden sorun fecâ’atini·
sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
ilel’ebed o küçük rûh çırpınıp duracak! 

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
ÖlümCenazeAhiretRiyaMatem
Benzer Yazılar Yorumlar

Ah O Din Nerde

Ah o din nerde, o azmin, o sebatın dini; 
O yerin gökten inen dini, hayatın dini? 
Bu nasıl dar, ne kadar basmakalıp bir görenek? 
Müslümanlık mı dedin? ... Tövbeler olsun, ne demek!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
DinBasmakalıpMüslümanlık
Benzer Yazılar Yorumlar

Adamlığın Yolu Nerdense, Bul Da Girmeye Bak.

Nasihatım sana: Herzeyle iştigali bırak; 
Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak. 
Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez; 
Yular takıp seni bir kimsecikler sürükleyemez. 
Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere; 
Küfür savurma boyun kestiğim semercilere.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
NasihatAdamlıkSemer
Benzer Yazılar Yorumlar

Seyfi Baba

Geçen akşam eve geldim. Dediler: 
- Seyfi Baba 
Hastalanmış, yatıyormuş. 
- Nesi varmış acaba? 
- Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah. 
- Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah! 
Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol! 
Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol 
Hem uzun, hem de bataktır... 
- Daha a'lâ, kalınız 
Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız. 
Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde; 
Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde. 
Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak; 
'Gel! ' diyen taşları kurtarmasa, insan batacak. 
Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine, 
Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine. 
Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek, 
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek! 
Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim, 
Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim! 
Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse; 
Fenerim başladı etrâfını tektük hisse. 
Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun... 
Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun: 
Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara; 
Kâh olur, mürde şuâ'âtı düşer bir mezara; 
Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar; 
Kâh bir ma'bed-i fersûdenin üstünden aşar; 
Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır; 
Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır; 
Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, uryan, 
Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan 
Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer; 
Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler; 
Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı; 
O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları; 
Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler: 
Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler! 
Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil! 
Serserî, derbeder, âvâre, harâmî, kaatil... 
Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil 
Bana göstermeli bir kerre... Niçin? Belli değil! 
Ya o bîçâre de râhmet suyu nûş eyliyerek, 
Hatm-i enfâs edivermez mi hemen 'cız! ' diyerek? 
O zaman sâmi'anın, lâmisenin sevkıyle 
Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele! 
Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi... 
Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet geldi. 
Hele yâ Rabbi şükür, karşıdan üç tâne fener 
Geçiyor... Sapmıyarak doğru yürürlerse eğer, 
Giderim arkalarından... Yolu buldum zâten. 
Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben! 
İşte karşımda bizim yâr-ı kadîmin yurdu. 
Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu. 
Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip 
Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip 
Açıversem... İyi amma kapı zâten aralık... 
Gâlibâ bir çıkan olmuş... Neme lâzım, artık 
Girerim ben diyerek kendimi attım içeri, 
Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri. 
Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak 
Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak! 
Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini, 
Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini: 
- Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım! 
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım. 
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun... 
Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun. 
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın... 
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın. 
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım 
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım. 
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne, 
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne! 
O zaman nîm açılıp perde-i zulmet, nâgâh, 
Gördü bir sahne-i üryân-ı sefâlet ki nigâh, 
Şâir olsam yine tasvîri otur bence muhâl: 
O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl! 
Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba, 
Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfı Baba. 
- Ihlamur verdi demin komşu... Bulaydık, şunu, bir... 
- Sen otur, ben ararım... 
- Olsa içerdik, iyidir... 
Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme... 
Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime, 
Başladım kaynatarak vemeye fincan fincan, 
Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan. 
- Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın? 
Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın. 
- Mehmed Ağ'nın evi akmış. Onu aktarmak için 
Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün. 
Ne işin var kiremitlerde a sersem desene! 
İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene. 
Hadi aktamıyayım... Kim getirir ekmeğimi? 
Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi? 
Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası: 
Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası! 
Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iç yapamaz; 
Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz. 
Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman 
Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman 
Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç 
Görüyorsun daha gelmez... Yalınızlık pek güç. 
Ba'zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma; 
Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma! 
- Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece! 
Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice. 
İhtiyar terliyedursun gömülüp yorganına... 
Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına, 
Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer! 
Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer. 
Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim, 
Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim. 
Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede; 
Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde! 
O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî: 
Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
SefaletYoksullukVefa
Benzer Yazılar Yorumlar

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
SözLafDoğrusözlülükHakikatGerçekYalanYalancılık
Benzer Yazılar Yorumlar

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ...

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Şiirler
AldırmakAldırmamakAtaBağımsızlıkDüşmanEcdatEsaretHakHaklıHaklılıkHaksızlıkİrticaMazlumSoysuzTarihUmursamakUysalUysallıkYumuşak HuylulukZalimZulümİstiklal
Benzer Yazılar Yorumlar

Yeni Yıkadım...

Mehmed Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik’in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:

“Hayır,” diye bağırmış. “Elimi daha yeni yıkadım.”

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Nükteler
MisafirTemizlikTitizlik
Benzer Yazılar Yorumlar

Dışarı Çıkarttık.

Bir Fransız yazar, Mehmed Akif'e:

“Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu?” diye sorduğunda Akif:

“Daha önceleri öyleydi,” karşılığını vermiş. “Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.”

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Nükteler
KadınKadın Hakları
Benzer Yazılar Yorumlar

Çıkmayan Mana

Mehmed Akif, Baytar Mektebi’nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:

Salih Efendi, “İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim” cevabını verince, Akif dayanamaz ve:

“Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.”

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Nükteler
AnlamAnlaşılır OlmakAnlaşılmakManaYazıYazmak
Benzer Yazılar Yorumlar

Susturucu Tedavi

Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmed Âkif'i küçük düşürmeye çalışıp:

- Affedersiniz, demiş. Siz baytar mısınız?

Mehmed Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:

- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Nükteler
HakaretKüçük Düşürmek
Benzer Yazılar Yorumlar

Çok Yüzlüler!

Mehmed Âkif, ikiyüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına şöyle dedi:

“İkiyüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.”

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Nükteler
İkiyüzlülük
Benzer Yazılar Yorumlar

İşleri Dinimiz Gibi, Dinleri İşlerimiz Gibi..

Mehmed Âkif, Berlin'den döndüğünde sormuşlar:

“Berlin'de ne var ne yok üstad!”

Şöyle cevap vermiş:

“Gördüğüm kadarıyla işleri dinimiz gibi sağlam; dinleri ise işlerimiz kadar çürük.”

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Nükteler
Dinİşİş Ahlakı
Benzer Yazılar Yorumlar

Sahipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
MemleketVatanVatansever
Benzer Yazılar Yorumlar

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
AyrılıkBeraberlikBirlikTefrika
Benzer Yazılar Yorumlar

Ya açar Nazmı-ı Celil'in, bakarız yaprağına;

Yahud üfler, geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkiyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
Kur'an-I Kerim
Benzer Yazılar Yorumlar

Çoban çevirir ise sürüyü ters yöne,

Topal koyun geçmez mi hiç en öne.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
YöneticiYönetim
Benzer Yazılar Yorumlar

Tarih tekerrürden ibarettir, hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
İbretTarihTekerrür
Benzer Yazılar Yorumlar

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz: 

Gelmişiz dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
MilletMilliyet
Benzer Yazılar Yorumlar

Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
Kalp
Benzer Yazılar Yorumlar

İstiklâl Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
İstiklal Marşı
Benzer Yazılar Yorumlar

Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın

Mehmed Akif Ersoy
Kategori: Genel
İstiklal Marşı
Benzer Yazılar Yorumlar

Mehmed Akif Ersoy

Özgeçmiş

(D 20 Aralık 1873 - Ö 27 Aralık 1936). İstiklâl Şairi. Baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek asıllı olan Cumhuriyet Dönemi şairi, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi, yüzücü ve milletvekilidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı, Bülbül, Safahat en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad ) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM'de yer almıştır. Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul'da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Nüfusa kaydı, babasının,onun doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Âkif'in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Annesi Buhara'dan Anadolu'ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova'nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten "Ragif" adını verdi. Babası vefatına kadar Ragif adını kullansa da bu isim yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi. Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel'deki evinde geçti. Kendisinden küçük, Nuriye adında bir kız kardeşi vardır.