Kav

Otomobil birden çıkıyor yoldan
Bir deniz kıyısında duruyor
Büyü bıçağı koparıyor onu gri harmanili kayalardan
Yalnız sırtlarından sezilen haçlı erleri kayalardan
Kayalar kapatıyor onun arkasını som
Düşünceyle şekerlendirilmeden
Günse eriyor yön yön Van Gogh'su bir kırmızılık
Kirazların ve güllerin tifoya kardeş çıkan rengi
Kokuları bile kıpkırmızı olan güllerin
Ve otomobilden inen sensin iki avcunda deniz
Çevrene üşüşen zeytin ağaçları
Arkandan inenler o kimlerdir ki avuçlarına gülüyor
Oluşa gülüyorlar kuşlara çocuklara
Ki senin ellerini görmek bir kurtuluştur çocuklara
Sen yüzünde Akdeniz memnunluğu sen Truvalı Helen
Sana gelmiş bütün yunanlılar atlı arabalarla
Atlarla otomobillerle uçaklarla
Bütün kiraz yangını çocukları andıktan sonra
Evrenin akşamından döndünüz evlerin parmaklarına

Almışsın üstüne örtücülüğünü siyah kahverenginin
Ağaç gövdelerinin kavların rengini
Tabiat seninle canlı ve yeni
Tabiatı duruşun ve bakışınla verimlendirmişsin
Ey geçmez gençliğin telaşsız sesi
Sesinle ölümü ürkütmüş terletmişsin
Bir piknik yer altı gençliğine gözlerin
Saçların bir başlangıç eski zaman leylaklarına
Bir vakit gelse ki kapansam ayaklarına
Geçen zamanı yanlış bir rüya gibi yorumlasam
Resmini yunanlılardan kalma kayalara oysam
Gitsem Bergama Tiyatrosunda seslensem ismini
Benimle birlikte tabiat çağırsa seni
Eski çağ çağırsa seni
Yeni çağ çağırsa seni
Her piknik gezintisinde yaptıkları gibi
Çiçek kuş arı ve mavi gökte güneş
Seninle donanırlar çocuk oyunlarında dağ düğünlerinde
Ve kayalar ilk olarak atalardan arınmış
Büyümüş denizden gelen sabırsız seslerle
Sonbahar papirüslerini birer birer atmış
Kentse yüzyıllarca ilerde ve ötede
Sen halk ve çocuklar ve bir portatif çadır
Ve kalakalmış bir oto uçurum kenarında
Hafta içi gel gitleri denizde kanayıp ıslanış
Güneş sevinçli yaşlarla kararmış
Tabiatla konuşmaya başlarsın bardakların derinliğinde

Çin çay bardaklarının
Birbirinizi yitirirsiniz tabiatın sisinde
Biriniz Kafdağında biriniz Çinseddinde
Deniz yüreğinizin telâşsızlığından aydınlığını emer de
Akşamın üstüne boşanır yanar beyaz gecelerde
İyot kokulu yalnızlık panayırlarında
Ben bir peri masalı gibi anılırım o anda
Gelip geçen bir nöbet gibi o anda orada
Saçılan eşya toplanır otomobil çalıştırılır dönüş başlar
Tabiatla son alışverişi yapar çocuklar
Deniz yavaş yavaş siyah bir kabuk bağlar
Çayırlar üzerinde soğan yumurta kabukları büzülmüş kâğıtlar
Sende kadınlığın o sonsuz gülümsemesi ve toparlanışı var
Gözler hep arkadadır acaba unutulan bir şey mi var
Mutlaka unutulan bir şey var
Gün bir bomba gibi düşer ve batar
Arkaya son bir göz atılır otomobile doluşulur
Şimdi sizi tabiattan koparan geri alan bir asfalt
Şehrin düşüncelerini yayınlayan kalorifer bacaları
Oraya buraya koşuşan insanlar
Ve bütün ışıklar yanar

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
DoğaRenkHayranlıkGüzellikAşk
Benzer Yazılar Yorumlar

Kara Yılan

Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin

Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içmeye çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmış demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Seni süt içmeye çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
GüneşToprakYağmurDoğaAşk
Benzer Yazılar Yorumlar

Kar Şiiri

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip geçer
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
ToprakDoğaAnlamakKar
Benzer Yazılar Yorumlar

Kapalı Çarşı

Kendi yastıklarına gölge salmasın 
Çocuklarının öpüşleri onlara anlat 
Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar 
Ruhların içindeki müzikle karşılıklı 
Kapalı çarşı içinde bir sigara 
Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ 
Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer 
Kapalı çarşı ve kapalı çarşıyı götüren saat 

Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara 
Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ 
Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı 
Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı 
Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı 
Tüyler içinde gelen yeni dünya 
Bir sandalye kadar hür olduğu gün 
Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat 

Benim aynamı küçültüp büyülten onlar 
Benim aynamı aynalıktan çıkaran 
Kapalı çarşılar içinde fikre ve gerçeğe 
Neler neler etti anlarsın onlar 
Şemsiyeler gibi 
Felaketlerin en şakacısına açılıveren onlar 
Kendi yastıklarına düşmesin 
Dostlarının kadınları üstündeki gölgesi onlara anlat 
Kapalı çarşılar içinde 
Aslanların ağaç kabuğuna yazdığı şiir 
Kapalı çarşı içerisinde 
Açık ve keskin yumuşak ve güzel Kur'an sesleri 
Kapalı çarşı içinde kapalı rüya çarşıları 
Kapalı çarşı içinde öfke ve af çarşıları 

Kapalı çarşıya gittiğin zaman 
Bir yangın sonrasının gazetelerini okudun 
Bir gazete uzun ve kul olmuş bir gazeteydi kapalı çarşı 
Mavi gözlü bir gazete 
Kapalı çarşı içinde bulutların en senin olanı 
Sen bana kapalı çarşı 
Şüphesiz o kadar satılan ve alınanlar var ki 
Şüphesiz bir harita kırığı 
Bir yapma deniz parçasıyla kapalı kapalı çarşı 

Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı 
Yağmurun iyi ve doğru yağmadığını onlara anlat

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
ZamanKapalı Çarşı
Benzer Yazılar Yorumlar

İşaret

Ne zaman yandı elin 
Ne zaman yaktı ellerini hatıram 
Ne zaman bir yüzük gibi taktı hatıram 
Bu gizli ve acı işareti, gelin

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
AcıİşaretHatıra
Benzer Yazılar Yorumlar

İnci Dakikaları

Sen bana yeni yılsın her dakika 
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum 

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni 
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın 
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında 
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın 
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın 
Erkek ağlar mı diyeceksin 
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı 
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum 
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında 
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden 
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey 
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya 
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde 
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya 
Sen benim ağlamamı erkekliğime 
Uyanan ölmeyen yenilenen 
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan 
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say 

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu 
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say 

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam 
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım 
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım 
Şehrin ölümünü yanlış anlama 
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar 
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar 

Senin odan günışığı en güzel müzik bana 
Farklılıklar odası 
Giden tren buharları içinde örümcek ağı 
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak 
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş 
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı 

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum 
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır 
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim 
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum 
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur 
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler 
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur 
Oldukları yerde bile

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
AşkHüzünSevda
Benzer Yazılar Yorumlar

İlk

Yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
Sana baktım yıllarca hep ayni özlem penceresinden
Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
Denize karşı küçüle küçüle giden evleri
İnce ince karşılardın olağan karşılardın
Şen dünya içinde şen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen

Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bâkireler içinden
Kadınlar taş heykeller gibi gelip geçer sarı kayalardan
Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlüğü diyorum
Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen

Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
Geyik resimleriyle kabarık her köşen
Geyik derisinde akan ilk nehir
Bir el uzanışıyla
İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlıyacağım
Leylâklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna
Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana gök taşlarını getiriyorlar

Seni sayıklıyor
Denemesi yanlış yapılmış ilk ok

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
ÖzlemAşk
Benzer Yazılar Yorumlar

Hızırla Kırk Saat

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz 
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz 
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı 
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz 
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı 
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim 
Bunu bana söylemediniz 
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler 
Bunu bana öğretmediniz 
Kardeşim İbrahim bana mermer putları 
Nasıl devireceğimi öğretmişti 
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım 
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini 
nasıl sileceğimi öğretmediniz 

Bir kentten daha geçtim 
Buğdayları yakıyorlardı 
Yedikleri pirinçti 
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı 
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı 
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı 
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum 
Öpüp çıkıp gittim yelelerini

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
ÖğrenmekDünyaHocaZulüm
Benzer Yazılar Yorumlar

Donuk Aşk

Yine akşam oldu, 
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine, 
Uzaklık aynı gerçi, 
Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi, 
Yine akşam oldu orda olduğu gibi, 
Görebiliyorum seni burdan da, 
Aynısıydı ordayken de, 
Uzaklıktan korkmuyorum belki de, 
Orada da aynıydı uzaklık gerçi 
Donuklaşmış oldu artık bu, 
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi, 
Galiba ben baştan kaybetmişim, 
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
YalnızlıkHasretUzaklık
Benzer Yazılar Yorumlar

Doğum

(Leyla'nin doğumu için Mecnun'un sonradan söylediği) 

I. 

Çiğ düştü göklerden 
Ve bir bahar günü doğdun sen 

Güvercinler geçti menekşelerden 
Ve bir bahar günü doğdun sen 

Kendi kendine ayna olan nergislerden 
Leylakların gün doğuşu ürperişinden 
Zambakların kıyı kıyı bakışından 
Geldin sen 
Ve rüzgarlar karları süpürdüğünde 
Ve insanı çıldırtan kuş sesleri işitildiğinde 
Birdenbire aydınlandı annenin yüzü 
Ve bir bahar günü doğdun sen 

İlkin horozların gözüne göründün 
Dünyaya haber verdiler ötelerden 
Baban yeni dönmüştü eve ıraklardan 
Birden aydınlandı annenin yüzü 
Ve bir bahar günü doğdun sen 

Marta bakan biliyordu geleceğini 
Nisana bakan görüyordu alaca renklerini 
Kızıl ve yeşil seherini 
Mayısa bakan buldu seni 
Ve bir bahar günü doğdun sen 

Sana Leyla dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda 
Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda 
Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da 
Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla 
Melekler gökten geldi armağanlarla 
Ve bir bahar günü doğdun sen 

Bir bahar günü doğdun sen 
Baharın ta kendisi oldun sen 
Şimdi her baharda doğan çocuklarla 
Sen en aşılmaz boya tenlerinde saçlarında 
Sen görünür görünmez ufuklarda 
Karlar erir erir kaçar kaçar da 
Gökler yağmur biçiminde güler ağlar ağlar da 
Güneş öğünerek yansır yansır da sularda 
Gelirsin her baharda 
Bir diriliş gibi ölü dünyaya 
Ölüler gölgenden ateş ala ala 
Ekilip biçilip yankı yapa yapa 
Yaz sıcaklığından arta arta 
Birer birer çıktılar gönlümüzün aynasına tarlasına 
Ki bir bahar günü doğdun sen 

Güller dönüştüler yatak çarşaflarına 
Leylaklar yaklaştılar korka korka 
Nergisler benliğimizin ortasından baka 
Gelip fon oldular insanın 
Bir kere daha 
Sende yeniden yaratılışına 
Bir bahar hali yaratışına 

Bir bahar günü doğdun sen 
Baharın ta kendisi oldun sen 


II. 

Sonbahar benim ölümüm kırmızı kırmızı yanışım karaağaçlarda 
Senin ak doğumunu daha çok ortaya koymak için 
Toplayıp gelişim güzü bütün sarılarımla loşluklarımla 
Çürüyen solan evrenin karşı koyuşu 
Senin baharda doğusunun anısına 

Ah o ne sıtmadır güneşteki sıtma baharda 
Her an senin doğumun yaşamaktan gelen 
Ve güzün güneşte bir kuruyuş bir dağılma 
Benim ölümümden gelen haykırış ve ağlayışlarla 
Bir ömür boyu oldum salt ölüm kemiği 
Parlamak için senin doğumundan gelen fosforlarla 
Eve girmekte geç kalan çocuklar görecektir geceleri 
Aşk baharının sessiz direnişini 
yanıp duran ışıklarda 

Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi 
Sonbahar yapraklarda delirdi 
Kış derin çizgileriyle devrildi 
Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi 
Ve bir bahar günü doğdun sen

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
DoğumAşkMutlulukMevsim
Benzer Yazılar Yorumlar

Denizin Kentini Yaktım

Denizin kentini yaktım
Vızıldayıp duran kafamın ortasında
Denizin kentini yaktım
Hurma şırıltılarıyla

Denizin kentini yaktım
Beni çocukluğumdan koparan
Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından

Denizin kentini yaktım
Miras kalmış bir alevle
Denizin kentini yaktım
Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle

Tanrıyı anarak kalbi atan
Cami sütunları boğdu
Sararmış gözyaşlarıyla
Kararmış denizin kentini

İstanbul ey sevgili şehir
Dön dön karadan gelen sesime
Son veren zaman yatırında 
Denizden getirilen biçimine

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
ŞehirGeçmiş
Benzer Yazılar Yorumlar

Batış

Güneştir düşen turuncusunda menekşeler sunarım
Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye
Çocuklara kekik toplıyan o sevgiliye
Bir kekik uzatan çocuk anne deyince
Deniz dibinden çatı çeken
Çocuk üstüne arkadaş üstüne

Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner
Değişmeyen o gençliğiyle sevgili
Ölümden sonraki kurtulma gibi
Döner döner de gelir karşıma
Deniz dibinden çıkan ahtapot ölüleri
Eski utanmaları çeker su yüzüne

Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
Altın hatıralar hükümetinin
Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
Soy utanç soy anış soy sevgi
Gel artmaz azalmaz ey sevgi...

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
HatıraHayal
Benzer Yazılar Yorumlar

Alınyazısı Saati (İstanbul)

Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi
Hep İstanbul'da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla
Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz

Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken
Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat'ın dervişlik ortağı
Şam'ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
"Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır"
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
İstanbulÖzgürlükManeviyatŞehir
Benzer Yazılar Yorumlar

Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Sezai Karakoç
Kategori: Şiirler
AcıÜmitsizlikPlatonik Aşk
Benzer Yazılar Yorumlar

Muhayyile ve aklın Allah'ı sınırlandırıcı veya bir surete bağlayıcı zaafını bilirim ve onunla savaşırım. Ona direnirim. Allah'ı aklımla kavrama, çerçeveleme Donkişotluğuna girişmem. O'na sınırsız olarak gönlümü açmaya çalışırım.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
Allah (C. C.)GönülMuhayyile
Benzer Yazılar Yorumlar

Yani sadece psikolojik Müslümanlık, sadece sosyolojik Müslümanlık veya sadece tarih içi Müslümanlık yetmez. Her Müslüman önce, kendi iç dünyasında Müslüman olmalı, fakat ondan ayrılmaz bir şekilde toplum içinde ve toplum halinde de Müslüman olmayı idrak etmeli. Ve nihayet bu psikolojik ve toplumsal muhtevaya mutlaka tarih şuurunu da eklemeli.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
MüslümanTarihSosyolojiŞuurİdrakPsikolojik
Benzer Yazılar Yorumlar

Şeytanın kentini darmadağan etmeye andiçmişim.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
Şeytan
Benzer Yazılar Yorumlar

Evet, tarihi şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, baş kaldırmalar. Hayatı da şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve karşı savaşlar, baş kaldırmalar. 

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
TarihHakikatBaş Kaldırmak
Benzer Yazılar Yorumlar

İlk insandan başlar hakikat tarihi, yani hakikatin bilinişi.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
Hakikatİnsan
Benzer Yazılar Yorumlar

Tarih her konuda süreklidir. Bu dünya hayatının yapısı gereği. İnançsızlık sürdüğü gibi inanç da sürüp gidecektir.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
Tarihİnançİnançsızlık
Benzer Yazılar Yorumlar

Bir gün gelecek, yine Yüce İslâm Milleti, bilinçlenecektir. Nerelerden nerelere geldiğini öğrenecek ve bu onu uyandıracaktır.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
İslamMilletUyanış
Benzer Yazılar Yorumlar

Dâvamız ve dâva için kavgamız hakikat dâvası, hakikat savaşıdır.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
DavaHakikat
Benzer Yazılar Yorumlar

Ben insanın ruh, ruhun da bir tapınak olduğuna inanıyorum.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
İnsanRuhTapınak
Benzer Yazılar Yorumlar

Allah'a inanan insanın özgür olduğuna inanıyorum. İnsan boynuna zincir atan, takan eşyadan ve öteki insanlardan, insanların tanrılaştırdığı kişi ve eşyadan insanı ancak Allah kurtarır. Yani insanı ancak Allah özgür kılar.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
ÖzgürlükAllah (C. C.)Allah'a İman
Benzer Yazılar Yorumlar

Şiir, ruh pencerelerini Allah'a açtıkça şiirdir. Yoksa balmumundan peteklerdir, bal değil.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
ŞiirSanat
Benzer Yazılar Yorumlar

İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
İnkarİmanİnançÖzgürlükTutsaklık
Benzer Yazılar Yorumlar

Hayat sade olmalı, ama yalın olmamalı.

Sezai Karakoç
Kategori: Genel
HayatYaşam
Benzer Yazılar Yorumlar

Sezai Karakoç

Özgeçmiş

(D 22 Ocak 1933, Ergani, Diyarbakır) Türk şâir, yazar, mütefekkir ve siyasetçidir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanarak başladığı yüksek öğrenimini 1955'te fakültenin mali şubesinden mezuniyetle tamamladı. Mecburi hizmet sebebiyle Maliye Bakanlığı’nda Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi Bölümüne atandı. Daha sonra Maliye müfettişliği sınavına girer ve kazanarak ve 11 Ocak 1956'da müfettiş yardımcılığı görevine başlar. 1959 yılında İstanbul'da Gelirler Kontrolörüdür. Bir ara Ankara'ya çağrılıp Yeğenbey Vergi Dairesinde görevlendirilirse de kısa bir müddet sonra yine İstanbul'daki görevine döner. Görevi icabı Anadolu'yu çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı bulur. 1960 - 1961 yıllarında yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra İstanbul’daki görevine kaldığı yerden devam etti. 1965'ten 1973'e kadar birçok kez istifa etti. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almadı. İstanbul'da Diriliş Yayınları ve Diriliş Dergisi'ni kurdu. 1990 yılında "güller açan gül ağacı" amblemiyle Diriliş Partisi'ni kurdu. Yedi yıl Partinin Genel Başkanlığını yürüttü. Ancak bu parti 19 Mart 1997'de üstüste iki defa genel seçime girmediği için kapatıldı. 2006 yılında kültür bakanlığı özel ödülü ile ödüllendirildi. Bakanlığa, ödülün para kısmının kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup yolladı. 2007 yılında Yüce Diriliş Partisi'ni kurdu ve halen partinin genel başkanlık görevini yürütmektedir. 2007 yılının Nisan ayından beri her cumartesi akşamı, Yüce Diriliş Partisi İstanbul İl Başkanlığı'nda değerlendirme konuşmaları yapmaktadır. Bu konuşmalar partinin internet sitesinden canlı olarak yayınlanmaktadır. Karakoç, 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı edebiyat ödülüne layık görüldü fakat kendisine verilen plaket ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmedi.